Dövüş Kulübü!
“Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Amacımız ve yerimiz yok. Ne büyük savaşı
yaşadık, ne de büyük buhranı… Bizim savaşımız buhranımız. En büyük buhranımız
hayatlarımız. Televizyonla büyürken; milyoner film yıldızı, rock yıldızı
olmayı düşledik ama olamayacağız. Bunu yavaş yavaş öğreniyoruz.”
Dövüş Kulübü filminden bir replik bu. İzleyenler hatırlayacaklardır. Sanırım birkaç kez
televizyonlarda da yayınlandı bu film. Dövüş Kulübü, orijinal adıyla Fight Club, Chuck Palahniuk'un
aynı adlı romanından beyaz perdeye uyarlanmıştı. 1999 yılında vizyona giren
film, özellikle şiddet unsurunu bolca içeren sahneleri ve anarşizmi özendirdiği gerekçesiyle
büyük tepkiler almış ve bu tepkiler sayesinde daha da geniş kitlelere ulaşmayı başarmıştı.
Niyetim filmi anlatmak değil ama filmin anlattığıyla işsizlikten, yozlaşmadan muzdarip
ve gelecek korkusu yaşayan gençliğe dikkat çekmektir. Atatürk Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Sosyoloji Bölümü öğrencileri tarafından yapılan araştırmaya göre üniversite
öğrencileri gelecek korkusu yaşıyorlar. Atatürk Üniversitesi öğrencilerinin Türkiye'nin iç
ve dış siyasal ve ekonomik gelişmelere bakış açısını öğrenmek için yapılan anket çalışmasında;
son yıllarda yaşanan ekonomik, güvenlik ve siyasal alandaki gelişmeleri nedeniyle,
Atatürk Üniversitesi öğrencilerinin, gelecekten ümitsiz olduğu, iş korkusuyla
yaşadıkları saptanmış. Üniversite öğrencileri, çoğunlukla “Okuyoruz ama iş bulma korkusu
yaşıyoruz, gelecekten umutsuzuz, biz boşuna okuyoruz” demişler.
Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nün yaptığı araştırmadan yola çıkarak birkaç soru
sormak istiyorum;
- Teknik üniversitelerimiz ve sektörel dernek ve vakıflarımız da benzer bir araştırma yapabilirler
mi?
- Böyle bir araştırmanın neticeleri, şimdiye kadar sektörün ihtiyaç duyduğu personel
profilinin hangi insan grubu içerisinde arandığı sorusunu cevabı olabilir mi?
Makina mühendisleri için böyle bir çalışmanın varlığından haberdar değiliz ama keşke
makina mühendisliği öğrencileri için de yapılsa. Sanırım üniversitelerin, dernek ve vakıflarımızın
gerçekleştirdikleri insan kaynakları çalışmaları daha net çözümler sunabilir. Sektörel
dergiler olarak, firmalara daha yakın duruyoruz, bu kesin. Dolayısıyla insan kaynakları konusunu
dergilerimizde ele alırken firmaların nasıl elemanlar istedikleri üzerine yoğunlaşıyoruz,
yoğunlaşılıyor. Yani insan kaynaklarına daha çok firmaların nazarından bakıyoruz.
- Peki gençlerin perspektifinden bakmak farklı bir sonuç çıkarabilir mi?
Bu son soruyu bu sayımızda Profesyoneller bölümümüzün konuğu olan Sayın Turhan
Turhangil’le yaptığımız söyleşiyi de düşünerek soruyorum. O söyleşide Sayın Turhangil;
“İşe göre adam mı, adama göre iş mi” tartışmasında Schneider adama göre iş prensibini
benimsemiş durumdadır” sözlerini sarf etmişti. Ülkemizin geleceği için birazda bu şekilde
mi bakmak gerekiyor acaba?
Benimkisi sadece bir önerme, en fazla umut taşıması gereken gençlerin buhrana düşmeden
gelecekleri adına, sektör adına, ülkeleri adına fayda sağlamalarına katkı sağlayacağını
düşündüğüm bir önerme… Neticede tüm dünya büyük bir krizin içerisinde ve
ülkemiz, tarihinin en büyük daralmasını yaşıyor.
Umut dağıtılıyor, umutlanmakta istiyoruz ama… krizler…
Ve fakat son söz; İnanıyorum ki; “Öldürmeyen güçlü kılıyor.”
Saygılarımla…
Yıllar önce Dövüş Kulübü filmi vizyondayken, şimdi ünlü bir yazar olarak Haber Türk gazetesinde
yazan Nihal Bengisu Karaca o zamanki gazetesinde film tanıtımları, eleştirileri yapıyordu.
Sayın Karaca ile filmi tartışmış, onun sadece Brad Pitt hayranlığı dolayısıyla filme methiyeler
sıraladığını söylemiştim. Üstelik filmi izlememiştim bile. Büyük ihtimalle Nihal Hanım, konuyu
hatırlamayacaklardır bile ama bu satırlar Sayın Karaca’ya gecikmiş bir özrü de anlatıyor.
<<< Geri
|